SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

479 NOLU HADİSİN ŞERHİ:

 

  Bu hadisi Buhârî «Kitâbu't-Tefsir» ile «Kitabu'Ehadisi'l Embiya» da Tirmizî «Kitabu'z-Zühd» de Nesaî    «Kitabül Velime» de İbni Mâce  «Kitabu'I Et'ime» de tahriç etmişlerdir.

 

Hadisin başında Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellemj'e et yemeği getirildiğinden ve kendisine kol tarafından takdim edildiğinden bahsediliyor ve «Çünkü onu severdi» deniliyor. Kaadî Iyâz'ın beyanına göre Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'iıı. hayvanın kol tarafını sevmesi orası daha lezzetli daha pişkin ve daha kolay hozmedildiği içindir. Tirmizî 'nin Hz. Aişe (R.A.)'dan rivayet ettiği bir hadiste: «Etin kol tarafı Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e daha makbul değildi, lâkin et'i ancak bayat olarak bulur. Bu sebeple kürek tarafını tercih ederdi. Çünkü o tarafı daha çabuk pişer.»  denilmiştir.

 

Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve'Sellem) 'in: «Kıyamet gününde insanların efendisi benim.» buyurması —Haşa — övünmek değil tahdis-i ni'ınettir. Allah'ın nimetlerinden bahsederek şükürde bulunmayı zaten Allah ona emir buyurmuştu. Aynı zamanda bu cümle bizim için de bir nasihat ve onun hakkını bize ta'rif sayılır. Âhiret gününde Nebileri ile bütün insanların, cinlerin, meleklerin hasılı bütün mahlukatın büyüğü olunca dünyada da aynı şekilde bütün mahlukatın efendisi olacağı evleviyetle sabittir. Kaadî Iyâz şöyie diyor: «Seyyid: Kavminin büyüğü, başsıkısında kendisine iltica edilen kimsedir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanların hem dünyada hem âhirette seyyididir. Âhirette insanların efendisiyim diye tahsis buyurması, oradaki efendilik daha yüksek olduğu içindir. Çünkü bütün Mahşer halkı, onun büyüklüğünü efendiliğini teslim edecek Adem (A.S.) ile onun bütün zürriyeti Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sancağı altında neşrolunacaklardır.

 

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hiç bir Nebi'nin üzerine alamadığı şefâ'atuzmayı bir sözle kabul buyurarak şefaat edecek bu suretle bütün mahlukatın ulusu olduğunu fiilen gösterecektir. Kıyamet gününün hevl ve şiddetleri pek büyük olacak güneş insanların tepelerine inecek insanlar onun verdiği şiddet ve izdıraptan, hesap ve azap korkusundan deniz dalgaları gibi kaynaşacaklar nihayet Adem (A.S.) dan başlayarak şefâ'at için birer birer ulu'l azm Nebilere müracaatlarda bulunacaklardır. Kendisine müracaat edilen her Nebi o gün Allah Teala'nın misli görülmedik ve görülmeyecek bir surette gadaba geldiğinden ve kendilerinin de vaktiyle işledikleri birer hatâ sebebiyle Allah'a hesap vermekten korktuklarından ve şefâ'at için huzur-u ilâhiye çıkmaya yüzleri olmadığından bahisle nefsî, nefst... diyerek özür dileyecekler. En sonunda şefaat işini Seyyidu'n-Nas Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üzerine alacaktır.

 

Allah'ın gadabından murad yerinde de izah edildiği vecihle gadabın lâzimi manâsı yani azap etmeyi irade buyurmasıdır. Nevevî: «Allah'ın gadabından murad asilerden intikam alması ve şiddetle azap görmeleri; ehl-i mahşerin çektiği korku sıkıntı ve ıstıraplardır ki bunların daha önceden ne bir misli görülmüş ne de görülecektir. İşte Allah'ın gadabının ma'nâsı budur. Nitekim rızasından murad da rahmetinin, lütf-i kereminin iman ehline hasenat sahiplerine tecellisidir. Çünku Allah Teâlâ hakkında gadap ve rızanın değişmesi müştehildir.» diyor.

 

Nebilerin nefsî, nefsî... demelerinin manâsı şefâ'ata muhtaç ve müstahak olan bizim nefsimizdir demektir. Ehl-i mahşerin Nuh (A.S.)'a: «Sen yer yüzüne gönderilen ilk resulsün» demeleri onun ikinci Adem olmasındandır, kavmi helak olan ilk resul Nuh (A.S.) olduğu için ona ilk resul demeleri de ihtimal dehilindedir. Yahut Adem (A.S.) ile onun gibi Nebiler bütün dünya sakinlerine gönderilmiş olmadıkları içindir. Çünkü o zaman dünyanın her tarafında insan yoktu. Şu da bir ihtimaldir. Hz. Adem'in risaleti evlâtlarını terbiye ve ta'lim mahiyetinde idi. Onun için Nuh (A.S.)'a sen yer yüzüne, gönderilen ilk resulsün denilebilir. «Et-Tavzih» nam eserde: «Ehl-i mahşerin sen yer yüzüne gönderilen ilk resulsün sözünü yer yüzü sakinlerine gönderilen manâsına almak en doğrusudur.» deniliyor. Adem (A.S.)'ın hem nebi hem resul olduğu bazı hadislerden anlaşılmaktadır. Mamafih onun hakkında: «Nebî'dir. Resul değildir» diyenler olduğu gibi bilâkis: «Resuldür nebi değildir» diyenler de bulunmuştur. Aynî: «Sahih olan: Adem (A.S.) hem nebi hem resuldür ona Cebrail (A.S.) gelmiş Allah tarafından sahifeler getirmiş dişi çocuklarına şeriat öğretmiştir. Binaenaleyh «Adem (A.S.) resuldür nebî değildir» diyenlerin sözü fasittir. Çünkü her resul nebî'dir. Nübüvvet risaletin lâzımıdır» demiştir.

 

Hadiste ismi geçen Hecer Bahreyn'de büyük bir şehirdir. Su küpleri ile meşhur olup bazı hadislerde zikredilen diğer bir Hecer daha varsada bu o değildir. O Hecer Medine-i Münevvere yakınlarında bir köydür. Busra dahi Dimeşk'a üç konak mesafede bulunan maruf bir şehirdir. Bu şehirle Mekke'nin arası bir aylık yoldur derler. Cennet kapılarının ikişer kanatlarının arasındaki mesafenin son derece geniş olduğunu tahyil için bu mesafe Mekke ile Hecer yahut Mekke ile Busra arasındaki mesafeye benzetilmiştir. Hadis-i Şerif Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bütün ins ve cinden Nebilerden, meleklerden faziletli Hz. Adem'le Nuh, İbrahim, Musa ve İsa (A.S.) hazaratının da sair Nebilerden efdal olduğuna delalet etmektedir.